
Mondros sonrası Osmanlı Devleti’ni hayal edin. Herkes sinmiş, perişan halde… Açlık, sefalet, hastalık hat safhada… Çaresizlik, perişanlık, mahvolmuşluk insanların hissettiği tek his. Düşünülen tek kurtuluş fikri, manda… Kimsenin aklından özgürlük ve direniş geçmiyor. Herkes kurtuluş yolu olarak manda fikrini savunuyor. Asırlardır varlığını koruyan Türk’ün bağımsızlık şuuru, sanki bu kez güçsüz düşmüş, ortalarda görünmüyor. Aman Allah’ım! Yoksa bağımsızlık uğruna çılgınlara dönen Türk, Türklük mefhumlarını mı kaybetmiş? Bir insan evladı dahi çıkıp bağımsızlık fikrini düşünmüyor mu? Düşünse bile bunu dile getirebilecek cesarete sahip bir tek insan bile yok mu? Tarih boyunca sadece ve sadece 50 yıl bağımsızlıktan mahrum kalmış, o vakit içerisinde de 250 kere isyan çıkarmış olan Türk milletine ne olmuş? Türk milletinin başı ne zaman sıkışsa onu bataklıktan çıkaracak bir lider gönderilirmiş hani... Yok… Ses yok, tepki yok, feryat yok, çığlık yok. Sadece sinmişlik var, teslimiyet var, korku var. Koskoca bir milletin fertlerinden hiç mi biri umutla yaşamaz? Hiç mi kimse büyük hayaller kurup, herkesin olmaz dediğini hayal ederek başını yastığına koymaz? Yüce Türk milletinin soylu geçmişi bunu hak ediyor mu? İnsanlar 50-100 sene sonra tarih sayfalarında torunlarının onlara utançla bakacağını hayal edemiyor mu? Asırlar öncesinden ‘’Ulusun adı, sanı yok olmasın diye, Türk ulusu için gece uyumadım, gündüz oturmadım.’’ diye haykıran Bilge Kağan’ımın sesini duyan yok mu? Bu acziyet ve teslimiyet hali, Türk milletine yakışmıyor.
Evet… Yaklaşık iki dakikadır içinizi kararttığım için özür dilerim. Bu hikayede bir kişiyi es geçmişim. Belki de yazının bu paragrafa kadar olan kısmını okurken kimi kastettiğimi tahmin etmişinizdir. Değilse de artık, bu açıklamalardan sonra kimden bahsettiğimi anlamanız gerekirdi. Evet, düşündüğünüz kişi O… Osmanlı ordusunun yiğit subayı Mustafa Kemal… Yukarıda ‘’Hiç mi yok?’’ dediğimiz bütün mefhumlar, onun kişiliğine yansımıştı. Sanki Türk milletinin devamlılığı için Tanrı tarafından donatılıp da gönderilmişti. En başta askerdi, dahi bir askerdi. Cesurdu, aksiyon adamıydı. Fikirsiz aksiyon olmaz. İnsan, fikirlere inanır ki harekete geçebilsin. Mustafa Kemal, öyle yetiştirmişti ki kendini, kendi kurduğu fikir sistemini hayata geçirmeyi istiyordu. Hani zannedilir ki büyük adamlar ikiye ayrılır: Aksiyon adamı, fikir adamı. Fikir adamları, düşünürler. En iyi ve en ideal sisteme ulaşmak için çabalarlar. Ancak, kurdukları bu düzeni hayata geçirecek cesaretleri ve inançları yoktur. Sadece düşünürler ve sırayı aksiyon adamlarına devrederler. Bu devir teslim işlemi genelde on yıllar sürer. Ve aksiyon adamları görevi devralır. Düşünülen, üretilen ve kurulan sistem ne ise, onu hayata geçirirler. Önlerinde engel tanımazlar, hayata dair beklentileri yoktur. Sadece inandıkları fikri hayata geçirmeye odaklanırlar. Bütün yaşamları bunun üzerine kuruludur. Dünya üzerinde çok nadir olarak, belki bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda kişi, hem aksiyon hem fikir adamıdır. İşte onlar, çağ atlatıp çağ kapatır. Başkalarının kurduğu kirli düzeni bozar ve kendi kurduğu düzeni hayata geçirir. Bunu yaparken bir an bile gözünü kırpmaz. İşte Mustafa Kemal böyleydi. Çocukluktan beri hayal ettiği, kafasında kurduğu düzeni hayata geçirme vakti gelip çatmıştı. O şunu hiçbir zaman unutmamıştı: Türk milleti sabreder, sabrın olabilecek son safhasına gelir ve içinden bir lider çıkmasını bekler. O lider ortaya çıktığında Türk milleti, hiç tereddütsüz milli isyan bayrağının altında saf tutardı. O, böyle kutlu bir milletin ferdi olduğunun farkındaydı ve başlattığı milli isyanın temelinde bu inanç yatıyordu. Büyük adamlar, zorlu günlerin ertesinde ortaya çıkar. Bir cemiyet, zora düşecek ki bağrından yetiştirdiği kıymetli evlatlarının değerini anlayabilsin. Bir millet, esaretin ne demek olduğunu anlayacak ki bağımsızlığın değerini bilebilsin. Bir millet, kendi vatanında yürürken düşman askerine boyun eğmenin ne denli zor olduğunu bilecek ki kendi ordusunun güçlü olma gerekliliğini hissedebilsin. Gönül isterdi ki bu zillete mahkum olmadan bu kıymetlerin değeri bilinsin; ama maalesef insanoğlunun doğası bu… İşte Atatürk, böyle bir vaziyetten çıktı ve büyük işler başardı. Sadece Türk milletini esaretten kurtarmakla kalmadı. Türk milletini daha ileriye, daha yükseğe taşıyacak kurumların ve ilmi bakış açısının temellerini ortaya koydu. İşte Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu, Türk’ün kurtarıcı Başbuğ’u buydu.
Size sesleniyorum ey Türk gençliği! Vakit, esaretten kurtulma vaktidir. Vakit; ‘’Her şey Türklük için, Türk tarafından, Türk’e göre’’ lafzını hayata geçirme vaktidir. Bir kahraman daha bekliyoruz. Bu zilletten kurutulacak o kutlu günü düşlüyoruz.